Ceza yargılamasında tutuklama, kişi özgürlüğünü doğrudan sınırlayan istisnai bir koruma tedbiridir. Uygulamada çoğu zaman bir “ceza” gibi algılansa da, tutuklama bir yaptırım değil; yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesini amaçlayan geçici bir tedbirdir. Bu nedenle tutuklama kararları, sıkı şartlara bağlı olup ancak kanunda öngörülen hâllerde verilebilir.
Bu yazıda; tutuklama kararının hukuki niteliği, hangi şartlarda verilebileceği, uygulamada en sık karşılaşılan tutuklama nedenleri ve tutuklamaya itiraz usulü ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Tutuklama, şüpheli veya sanığın henüz suçluluğu kesinleşmeden özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğurduğundan, ölçülülük ve zorunluluk ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ceza muhakemesinin temel prensibi, kişinin yargılama sürecinde tutuksuz yargılanmasıdır. Tutuklama ise ancak başka koruma tedbirleriyle amaç sağlanamıyorsa gündeme gelmelidir.
Bu yönüyle tutuklama, son çare (ultima ratio) niteliğindedir.
Tutuklama kararı verilebilmesi için iki temel şartın birlikte bulunması gerekir:
Dosya kapsamındaki deliller, isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli bir şüphe oluşturmalıdır. Soyut iddialar, varsayımlar veya yalnızca şikâyet beyanı tutuklama için yeterli değildir.
Kuvvetli suç şüphesi tek başına yeterli olmayıp, ayrıca tutuklamayı gerekli kılan somut nedenlerin de mevcut olması gerekir.
Uygulamada tutuklama kararlarına dayanak yapılan başlıca nedenler şunlardır:
Şüpheli veya sanığın kaçacağına dair somut olgulara dayalı bir kanaat bulunmalıdır. Sadece suçun cezasının ağır olması, tek başına kaçma şüphesi sayılmaz.
Tanıklar üzerinde baskı kurulması, delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi ihtimali varsa, bu durum tutuklama nedeni olarak değerlendirilebilir. Ancak bu ihtimalin soyut değil, somut verilere dayanması gerekir.
Kanunda sayılan bazı suçlar bakımından tutuklama nedeni varsayımı öngörülmüşse de, bu durum otomatik tutuklama anlamına gelmez. Her somut olayda ölçülülük denetimi yapılmalıdır.
Tutuklama, kişi özgürlüğüne ağır bir müdahale olduğundan; adli kontrol gibi daha hafif tedbirlerle yargılama amacı sağlanabiliyorsa, tutuklama yoluna gidilmemelidir. Özellikle sabit ikametgâhı olan, deliller toplanmış bulunan ve kaçma şüphesi bulunmayan kişiler yönünden tutuklama hukuka aykırı hâle gelebilir.
Tutuklama kararına karşı itiraz yolu açıktır. İtiraz, kararın tebliğinden itibaren yasal süresi içerisinde yapılmalıdır. İtiraz dilekçesinde;
Kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığı,
Tutuklama nedenlerinin somut olmadığı,
Ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği,
Adli kontrol tedbirlerinin yeterli olacağı
hususları açık ve gerekçeli biçimde ortaya konulmalıdır.
Tutuklamaya itiraz, üst mahkeme tarafından dosya üzerinden incelenir ve tutukluluğun devamına veya kaldırılmasına karar verilir.
Tutukluluk, belirsiz ve uzun süreli şekilde devam edemez. Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması ve tutukluluk hâlinin her aşamada yeniden değerlendirilmesi gerekir. Aksi hâlde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali gündeme gelir.
Tutuklama kararı, ceza yargılamasında istisnai bir tedbirdir ve her dosyada otomatik şekilde uygulanamaz. Uygulamada en sık yapılan hata, tutuklamanın bir cezalandırma aracı gibi değerlendirilmesidir. Oysa hukukun temel yaklaşımı, kişinin tutuksuz yargılanmasıdır.
Tutuklama ve tutuklamaya itiraz süreçleri, teknik ve titizlik gerektiren aşamalardır. Bu nedenle her somut olayda dosya kapsamının dikkatle değerlendirilmesi ve hukuki yolların zamanında kullanılması büyük önem taşır.
Tutuklama şartları, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde açık ve sınırlı şekilde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca, bir şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilmesi için iki temel koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/1. maddesine göre;
Şüpheli veya sanık hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması
Ayrıca bir tutuklama nedeninin varlığı
şarttır.
Bu düzenleme gereğince, yalnızca suç isnadının bulunması veya suçun niteliğinin ağır olması, tek başına tutuklama kararı verilmesi için yeterli değildir. Tutuklama, ancak dosya kapsamındaki delillerin kuvvetli şüphe oluşturması ve somut tutuklama nedenlerinin ortaya konulması hâlinde mümkündür.
CMK m.100/2’de tutuklama nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre;
Şüpheli veya sanığın kaçma, saklanma ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması,
Delilleri yok etme, gizleme, değiştirme ya da tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması ihtimali
tutuklama nedeni olarak kabul edilmektedir.
Bu nedenlerin varlığı değerlendirilirken, mahkemenin soyut varsayımlarla değil, somut olgularla karar vermesi zorunludur. Aksi hâlde verilen tutuklama kararı hukuka aykırı hâle gelir.
CMK m.100/3’te sayılan bazı suçlar bakımından tutuklama nedeninin var olduğu kabul edilmiştir. Ancak bu düzenleme, uygulamada sıklıkla yanlış yorumlanmaktadır.
Kanunda yer alan katalog suçlar açısından dahi;
Kuvvetli suç şüphesinin bulunması,
Tutuklamanın ölçülü olması,
Adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalması
zorunlu olarak değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla katalog suçlarda dahi otomatik tutuklama söz konusu değildir. Her somut olayda tutuklamanın gerekli olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır.
CMK m.100, tutuklamayı istisnai bir koruma tedbiri olarak düzenlemiştir. Bu nedenle, aynı amaca adli kontrol gibi daha hafif tedbirlerle ulaşılabiliyorsa, tutuklama yoluna gidilmemesi gerekir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan; sabit ikametgâhı bulunan, delilleri toplanmış ve kaçma şüphesi bulunmayan kişiler hakkında tutuklama kararı verilmesi, ölçülülük ilkesine açıkça aykırıdır.
CMK m.100’e aykırı şekilde verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yolu açıktır. İtiraz dilekçesinde özellikle;
Kuvvetli suç şüphesinin somut delillere dayanmadığı,
Tutuklama nedenlerinin varsayıma dayalı olduğu,
Katalog suç gerekçesinin otomatik tutuklama sonucunu doğuramayacağı,
Adli kontrol tedbirlerinin yeterli olacağı
hususları açık ve gerekçeli şekilde ortaya konulmalıdır.
CMK m.100, tutuklama kararlarının istisnai, gerekçeli ve ölçülü olmasını zorunlu kılan temel düzenlemedir. Tutuklama, bir cezalandırma yöntemi değil; yalnızca yargılamanın sağlıklı yürütülmesini amaçlayan geçici bir koruma tedbiridir.
Bu nedenle her tutuklama kararının, CMK m.100 hükümleri çerçevesinde somut olay bazında titizlikle değerlendirilmesi gerekir.
Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80)
Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
Kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent b, e ve f) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
İşkence (madde 94, 95)
Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
g) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
h) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar.
i) (Ek:12/5/2022-7406/9 md.) Kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu.
j) (Ek:12/5/2022-7406/9 md.) Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu.
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.
Tutuklamaya itiraz, CMK m.100 ve CMK m.109 (adli kontrol) çerçevesinde, dosyadaki kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri somutlaştırılmadan verilen kararlara karşı başvurulan temel kanun yoludur. Aşağıdaki bağlantıdan tutuklama kararına itiraz dilekçesi 2026 örneğine ulaşabilirsiniz.
Tutuklama Kararına İtiraz Dilekçesi (2026) – Aç
Anahtar Kelimeler: tutuklama kararı, tutuklama nedenleri, tutukluluk süresi, tutuklamaya itiraz, tutuklama kararına itiraz dilekçesi, CMK 100, CMK 101, CMK 109 adli kontrol, katalog suçlar, tahliye talebi
Tutuklamaya itiraz, kararın tebliğini takiben yasal süre içinde üst merci tarafından incelenmek üzere dilekçeyle yapılır. İtirazda özellikle CMK m.100 şartlarının oluşmadığı, tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayanmadığı ve adli kontrolün yeterli olacağı gerekçelendirilmelidir.
CMK m.100 uyarınca kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunmalı ve ayrıca kaçma şüphesi veya delilleri karartma gibi tutuklama nedenleri somut şekilde ortaya konulmalıdır. Ölçülülük ilkesine aykırı tutuklama kararı verilemez.
Hayır. Katalog suçlarda tutuklama nedeni varsayımı bulunsa dahi, her somut olayda kuvvetli şüphe, ölçülülük ve adli kontrolün yeterliliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Tutukluluk süresi dosyanın niteliğine göre değişir. Ancak tutukluluk, amaçla ölçülü olmalı ve her aşamada gereklilik denetimi yapılmalıdır. Uzayan tutukluluk hâllerinde tahliye veya adli kontrol seçenekleri ayrıca değerlendirilir.
İlgili Sayfa: Tutuklama Kararına İtiraz Dilekçesi (2026)